Disiplin ile özgürlük arasında savrulan eğitim sisteminde asıl ihtiyaç; korkuya değil, saygı ve güvene dayalı dengeli bir anlayış. Meseleye sadece Kahramanmaraş ve Şanlıurfa vakaları yönüyle bakılarak değerlendirme yapıldığında gelecek ıskalanabilir.

80 öncesi okula gidenlerin hafızasında benzer sahneler vardır.

Okul kapısında öğretmen bekler, kılık kıyafet, saç ve tırnak kontrolü yapılırdı.

Eksik bulunursa uyarı sert olurdu; bazen de ceza kaçınılmazdı.

Sınıfta disiplin esastı.

Ses yükselmez, düzen bozulmazdı.

O günlerin öğrencileri için bu tablo sıradandı.

Hiçbirimizin annesi, babası okulu basmaz, bağırıp çağırmaz, öğretmeni tartaklamazdı.

O nesil, öğretmenini sokakta gördüğünde bile saygısını eksik etmezdi.

Eti senin, kemiği bizim” anlayışıyla çocuklarını okula emanet eden ebeveynlerin nesliydi o yıllar.

Öğretmenler de sadece ders anlatan değil; okula gelmeyen öğrencisinin peşine düşen, halini hatırını soran birer rehberdi.

O nesil, kırık not veren öğretmenini kimi yasal boşlukları istismar ederek tehdit etmeyi de bilmezdi.

Bugün ise ne yazık ki bazı öğretmenlerin, verdikleri notlar ya da uyguladıkları disiplin nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldığı, bu durumun da eğitimciler açısından ciddi bir mağduriyet oluşturduğu biliniyor.

Bugünden bakınca ise aynı manzara oldukça tartışmalı görünüyor.

Günümüz eğitim anlayışında fiziksel ceza kabul edilemez; öğrencinin hakları, psikolojik gelişimi ve bireysel özgürlüğü ön planda.

O dönemde “terbiye” olarak görülen pek çok uygulama, bugün açıkça “şiddet” olarak tanımlanıyor ve hukuki yaptırımlarla karşılık bulabiliyor.

Peki o eski günleri tamamen doğru, bugünü tamamen yanlış mı okumalıyız?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Bir taraf, o yılların disiplinli yapısının daha saygılı, daha dayanıklı bireyler yetiştirdiğini savunuyor.

Liseyi bitiren, bugünün üniversite mezunu gibiydi” diyenler az değil.

Meslek liselerinden çıkan ustaların, sanat okullarından yetişenlerin alanlarında ne kadar yetkin olduğu sıkça dile getiriliyor.

Diğer tarafta ise eğitimin sadece bilgi ve disiplinle sınırlı olmadığı, bireyin özgüveni, yaratıcılığı ve psikolojik sağlığının da en az akademik başarı kadar önemli olduğu vurgulanıyor.

Korkuyla sağlanan düzenin, uzun vadede sağlıklı bireyler üretip üretmediği ise ayrı bir tartışma konusu.

Aslında iki dönem arasında keskin bir “iyi-kötü” ayrımı yapmak kolaycılık olur.

Dün, disiplini güçlü ama yöntemleri sert bir sistem vardı.

Bugün ise özgürlük alanı geniş ama zaman zaman otorite boşluğu eleştirisi yapılan bir yapı söz konusu.

Belki de ihtiyaç duyulan şey, bu iki uç arasında dengeli bir yol bulmak.

Ne şiddeti meşrulaştıran bir disiplin anlayışı, ne de sınırların tamamen ortadan kalktığı bir serbestlik…

Eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değil; aynı zamanda karakter inşa etmektir.

Bunun yolu ise korkudan değil, saygı be güvenden geçen bir disiplinle mümkün olabilir.

Ezcümle;

Meseleye sadece Kahramanmaraş ve Şanlıurfa vakaları yönüyle bakılarak değerlendirme yapıldığında gelecek ıskalanabilir.

Kitabın başı da sonu da ahlak ve maneviyat diyor. Önemli olan bu güven ortamını şekilendirmektir.

Selametle..