Balıkesir Üniversitesi, şehrin umudu; ancak önündeki bürokratik oligarşi bu umudu yavaşlatıyor. Mücadele büyümek için, engel ise değişmemekte ısrar eden yapılar…
Balıkesir için üniversite sadece bir eğitim kurumu değildir; şehrin hafızası, umudu ve geleceğidir.
Balıkesir Üniversitesi’nin kurulması öyle kolay olmadı.
Bir dönem Uludağ Üniversitesi’ne bağlı fakültelerle yetinilen günlerde, yerel basının öncülüğünde başlatılan “Balıkesir Üniversitesi istiyoruz” kampanyalarını dün gibi hatırlayan biriyim. O günleri unutmak mümkün değil.
Tıp Fakültesi de aynı şekilde.
Çok mücadele verildi.
Çok emek harcandı.
Kuruluşunda imzası olan herkesten Allah razı olsun.
Bir dönem şehir ekonomisinin lokomotifiydi.
Adeta bacasız bir fabrika…
Organize Sanayi Bölgesi yokken Balıkesir Üniversitesi vardı.
Bu yüzden kıymetlimizdir. Nazar boncuğumuzdur. Gözümüz gibi sakınırız.
Daha iyi noktalara gelmesi için yazıyoruz.
Aksayan yönleri dile getiriyor, çözüm önerileri sunuyoruz.
Çünkü bu şehir hepimizin.
★
Balıkesir basınının son yarım asrına tanıklık eden biri olarak, üniversite üzerine belki de Balıkesir sevdalısı merhum ustalar Ekrem Balıbek ve Reşit Kıpçak’tan sonra en çok kalem oynatanlardan biriyim.
Bazen övüyoruz, bazen eleştiriyoruz.
Kimi alkışlıyor, kimi alınganlık gösteriyor.
Okurun görüşü kıymetlidir.
Ama yazının tamamını okumadan hüküm verenlerin, bulundukları çevre için faydadan çok zarar getirdiğini de söylemek zorundayım.
Elbette kötüler de olacak ki iyiler ayırt edilsin.
Fakat bugün karşı karşıya olduğumuz şey sıradan bir yanlış değil; organize kötülük.
Yaratan hepimizi korusun.
★
Gelelim asıl meseleye…
“Balıkesir Üniversitesi ve Bürokratik Oligarşi” başlıklı yazımdan sonra çok sayıda geri dönüş aldım.
“Daha neler var” diyerek çeşitli iddiaları gündeme getiren de oldu, başka şehirlerle kıyaslayan da…
Benim baktığım yer net; gördüğüm, şahit olduğum.
Çağış Yerleşkesi’nden paylaştığım birkaç fotoğraf bile, yapı işlerinin nasıl işlediğini açıkça ortaya koyuyor.
10–15 yılda bir bina bitirilemiyorsa,
Hayırseverler küstürülüyorsa,
Temel gölete dönmüşse…
Orada ciddi bir sorun var demektir.
Biz de bunu söyledik:
“Bu yapı böyle gitmez.”
Bürokratik oligarşinin üniversitenin gelişiminin önüne set çektiğini ifade ettik.
Yanlış mı yaptık?
★
Yazıdan, Rektör Prof. Dr. Yücel Oğurlu’yu ya da Tıp Fakültesi Hastanesi yönetimini hedef aldığımız sonucunu çıkaranlar olmuş.
Tam aksine…
Rektör Oğurlu’nun göreve geldiği günden bu yana nasıl bir mücadele verdiğini bilenlerdenim.
Önüne konulan engelleri, hatta ilk dönemlerde yaşanan “karanlık” eylemleri de…
Aynı şekilde, Rektör Oğurlu’nun belirlediği hedef doğrultusunda, Başhekim Doç. Dr. Bahadır Çağlar ve ekibinin hastaneyi bölgenin sağlık üssüne dönüştürmek için gece gündüz çalıştıklarına bizzat şahidim.
Sorun onlar değil.
Sorun, onların da hızına ayak uyduramayan, hatta köstek olan yapı.
Mevzu tam da bu:
Bürokratik oligarşi.
★
Rektör çivi çakmak istiyor.
İz bırakmak istiyor.
Gelgelelim karşısında dokunulmazlık zırhına bürünmüş, adeta “çakılı kadro” haline gelmiş bir yapı var!
Yönetmeliklerle korunuyor, değişmesi zorlaştırılıyor.
Sonuç?
İki ileri, bir geri…
★
O halde sözümüz nettir:
Balıkesir Üniversitesi’ndeki bürokratik oligarşi ortadan kaldırılmalıdır.
Yapı İşleri baştan aşağı gözden geçirilmelidir.
Yetmez…
İşini savsaklayan kim varsa gereği yapılmalıdır.
Çünkü Balıkesir’in kaybedecek tek bir günü bile yok.
Umarım ve dilerim başlatılan soruşturma bu kez sonuç verir ve Balıkesir bu yapıdan kurtulur..
Ezcümle;
Bu şehir için, görevi olmadığı halde sorumluluk alan, üzerine vazife olmamasına rağmen taşın altına elini koyan herkese selam olsun.
★
şu fotoğrafları bir kez de bu yazının altına bırakıyorum:



Selametle…
09 Nisan 2026 | Balıkesir