Günümüzde bir markete giriyorsunuz; raflar baştan sona çeşit çeşit ürünle dolu. Aynı şeyin beş markası, üç boyu, iki light versiyonu… Seçmekten yoruluyor insan.

Oysa çok değil, birkaç on yıl önce Balıkesir’de alışveriş dediğimiz şey bambaşka bir ritüeldi. Mahallenin köşesinde bakkal vardı ve hayatın nabzı biraz da orada atardı.

Biz ne yerdik diye sorulduğunda aklıma gelen ilk şey sadelik oluyor.

Kahvaltı dediğiniz; beyaz peynir, zeytin, domates, ekmek. Öğlen sofrada çoğu zaman ev yemeği olurdu; mercimek çorbası, kuru fasulye, pilav. Akşam yine aynı düzen.

Mevsim ne verirse onu tüketirdik. Yazın karpuz, kavun; kışın turşu, tarhana.

Şimdiki gibi her mevsim her ürün yoktu. Portakal kışın gelirdi, çilek yazın beklenirdi. Beklemenin de bir tadı vardı.

Mahalle bakkalı ise yalnızca alışveriş yapılan yer değildi. Balıkesir’in sokaklarında herkesin tanıdığı, selam verdiği bir esnaf figürüydü. Kapıdan girince raflar sınırlı ama yeterliydi.

Cam kavanozlarda şekerler, sakızlar, leblebi; teneke kutularda bisküviler; açıkta satılan peynir ve zeytin; tartılarak verilen pirinç, bulgur, makarna.

Ekmek sabah erkenden gelirdi. Tüp gaz, kibrit, çay, sabun, deterjan… Çocukların göz hizasında renkli şekerler olurdu. Defter veresiye hesabını tutardı. Ay sonunda ödenir, güven ilişkisi sürerdi.

Bugün aynı mahallelere bakıyorum. Büyük zincir marketler çoğaldı, ışıklar daha parlak, ürün daha bol. Ama o bakkalın yerini dolduran pek bir şey kalmadı. Balıkesir’in eski mahallelerinde hâlâ direnen birkaç tanesine rastlamak mümkün, fakat sayıları azaldı.

Çünkü alışveriş artık hızlı, pratik ve kişisel bağdan uzak bir işleme dönüştü. Kasada kimse sizi isminizle çağırmıyor. Veresiye defteri yok, hal hatır soran da pek yok.

Eski ile yeniyi karşılaştırırken meseleyi yalnızca ürün çeşitliliği olarak görmek eksik olur. Bugün bolluk var, seçenek var, erişim kolay. Ama geçmişte de paylaşım vardı, samimiyet vardı.

Bakkalın önünde edilen sohbet, çocukların harçlıkla aldığı tek şekerin verdiği mutluluk, komşunun eksik malzemeyi birbirinden istemesi… Bunlar raflara sığmayan değerlerdi.

Zaman değişiyor, alışkanlıklar değişiyor. Balıkesir de değişiyor. Fakat insan bazen o dar dükkânın kapısını aralamayı, içerideki tanıdık yüzü görmeyi, tartının kefesinde yalnızca alışveriş değil güvenin de tartıldığı günleri hatırlıyor.

Modern rafların arasında dolaşırken akla düşen soru belki de şu:

Çeşit arttı ama biz neyi kaybettik?