Toprağın altında jeolojik olarak 8 bin ton metal altın (480 milyar dolar) potansiyelin öylece durur. Ama sana 2000 yılına kadar o altını çıkarttırmazlar. Onun yerine Bergamalı köylülerin Boğaz Köprüsü’nde yaptığı sözde çevreci eylemleri alkışlatırlar! (Bugüne kadar çıkarabildiğimiz altın miktarı 382 ton! 2020 yılında 42 ton üretimle Avrupa’nın en çok altın üreten ülkesi olduk).

Tespit edilmiş 21 milyar tonluk kömür rezervin vardır. Buna rağmen dışarıdan yılda 40 milyon ton kömür satın alırsın!

Almanya doğal gazdan daha ucuz olduğu için kapalı olan kömür santrallerini bile yeniden açar, kömürden elektrik üretimine ağırlık verir. Sen aynı yolu izlediğinde birdenbire çevre hassasiyeti yüksek arkadaşlar eş zamanlı olarak “Zeytinliklere dokunma” diye tweet atmaya başlar!

Kaz Dağları’na olan sevgisini eline aldığı kazla gösterir ama o bölgede mantar gibi çoğalan lüks villalara kimin izin verdiğine hiç kafa yormaz. Kuzey Ege’den Hatay’a kadar uzanan coğrafyada rant hırsıyla katledilen zeytinlikler, betona boğulan sahiller umurunda bile değildir.

Haklarını teslim edelim, dünyanın en orijinal çevrecileri bizde. Rüzgâr santrallerine, HES’lere, kömüre, nükleere her şeye karşılar. Tabii yüksek elektrik faturalarına da.

Faturayı düşürmenin tek çaresi yenilenebilir enerjiye yüklenmek. Bizimkiler ona da karşı! Ama yapacak bir şey yok, yürümeye devam edeceğiz.

Türkiye büyüyen sanayisinin sürekli artan elektrik ihtiyacını karşılamak, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan kaynaklı cari açığını azaltmak zorunda.

Eğer Türkiye tipi çevreciliğin, daha doğrusu, bazı lobilerin baskısına teslim olsaydık, son 21 yılda toplam 105 bin megavata çıkardığımız elektrik kurulu gücümüzdeki yenilenebilir enerjinin payını 57 bin 460 megavata yükseltemezdik.

Ürettiğimiz toplam elektriğin yüzde 45’ini rüzgâr, güneş, jeotermal, hidroelektrik ve biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlayamazdık. Bu yatırımlar devreye girmeseydi doğal gaz fiyatlarının uçuşa geçtiği bir süreçte bugünkü elektrik faturalarını bile mumla arar durumda olurduk.

Türkiye tipi çevrecilikten devam edelim. Şu sıralar yine hareketliler. Gündemlerinde Muğla’daki Yeniköy Kemerköy Termik Santralleri var. Yüksek takipçili ve popüler oyuncu-sanatçı destekli bir “İstemezük-Zeytinliklerime Dokunma” kampanyası başlattılar. Bölge halkını da bu operasyonel faaliyetlerine dâhil etmeye çalışıyorlar.

Seçim başarısızlığına kılıf arayan muhalefetin de desteğiyle bölgedeki üretimi durdurmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Dün “İşin aslı nedir? Mesele gerçekten de zeytinlikler mi? Eğer iddia ettikleri gibi bir çevre katliamı söz konusuysa biz de mücadeleye katkı koyalım” düşüncesiyle konuyu araştırdım. Edindiğim bilgiler şöyle:

1 - Bu santraller 1987 ve 1995’ten beri faaliyette. Yeniköy’de 2 ünite ve Kemerköy’de 3 ünite ile toplam 1095 MW kurulu güce sahip santrallerde yerli kaynaklarla üretim yapılıyor.

2 - Türkiye’nin toplam elektrik ihtiyacının yüzde 2.5’ini, Ege Bölgesi’nde kullanılan elektriğin yüzde 62’sini bu santraller karşılıyor. Yani ülkemiz için stratejik öneme sahipler. Bu santraller olmasa yüksek çevreci hassasiyete sahip arkadaşların çok sevdikleri Bodrum ve Çeşme dâhil önemli turizm merkezleri karanlıkta kalma riskiyle karşı karşıya.

3 - Santrallerde 3 bin 100 kişi istihdam ediliyor. O bölgedeki en büyük iş sahası da denilebilir. Çalışanların yüzde 75’i bölge halkından oluşuyor. Yerel istihdam politikasıyla köyden kente göç engelleniyor.

4 - Yerli linyit kaynağı sayesinde sadece 2022 yılında 1.3 milyar m3 doğal gaz ithalatının önüne geçilmiş. Bu, Türk ekonomisinin en önemli sorunu olan cari açığın kapatılmasına her yıl 1 milyar dolar pozitif katkı demek.

5- 2015-2022 yılları arasında linyit kömüründen 51 milyar kWh elektrik üreten şirketin yer altında 156 milyon ton daha rezervi bulunuyor.

6 - Maden ruhsat sahası 23 bin 307 hektar olan şirketin elektrik üretimine devam edebilmesi için o saha içinde 78 hektar büyüklüğünde olan Akbelen Ormanı altındaki linyit rezervini çıkarması gerekiyor. Akbelen Ormanı kızılçam ağaçlarından oluşuyor ve 50 yıl dönüş müddetiyle endüstriyel üretim amaçlı işletiliyor. Bu ormandan ağaç kesilmemesi için Orman Genel Müdürlüğü ve bakanlık aleyhine açılan davalar yargı tarafından reddedilmiş. Yani ortada hukuki bir engel olmadığı gibi, şirketin kendi kafasına göre ağaç kesmesi durumu söz konusu değil. 2023 Eylül’üne kadar bölgede madencilik faaliyeti devam etmezse elektrik üretimi 2024 yılı içinde durmak zorunda kalacak.

7 - Şirket ile Orman Genel Müdürlüğü arasında 2020 yılında imzalanan protokole göre, ülke genelinde 3 milyon adet fidan dikimi gerçekleştirilmiş. Bu 2 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alana denk geliyor. Şirketin 2025 yılı ağaçlandırma hedefi bu sayıyı 5 milyon fidana çıkarmak.

Sonuç olarak… Ortada bir çevre katliamı falan yok. Avrupa’nın ortasında termik santraller nasıl ileri derecede teknolojik baca/filtreleme sistemleri ve çevreye duyarlı şekilde çalışıyorsa bizdekiler de öyle çalışıyor.

Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerle arasındaki ekonomik farklılığın en önemli sebeplerinden biri, onların yakın tarihin en önemli enerji kaynağı olan kömürden sağladıkları fayda. Türkiye’nin enerjide kaybedecek bir saniyesi bile yok.

Efendim, madeni işleten şirket Türkiye tipi çevreci arkadaşların hiç hazzetmediği bir sermaye grubuna aitmiş!

Sen yaptığı işe, hukuka, yönetmeliklere, kurallara uyup uymadığına bak. Bir de Türkiye ekonomisine, istihdama sağladığı katkıya. Gerisi hep boş laf.

Milliyet'te Zafer Şahin'in bu yazısını okurken 1980 sonları ve 90'lı yıllar canlandı gözümde.

O dönemlerde Yeşiller Partisi'nin Balıkesir'deki başkan ve yöneticileriyle, Bergamalı "hopdediks"ler "Türk tipi çevrecilik" maskesi adı altında iki günde bir eylem yapardı.

Havran ve Bergama'daki altın çevherinin çıkarılmasına, Balya'daki madenlerin yeniden işletilmesine karşı çıkarlardı.

Tıpkı bugün ülke gündemini meşgul eden Muğla Akbelen'de olduğu gibi, bu "hopdediks"ler üstlerini başlarını yırtarak Polisin, Janadrma'nın önüne atarlardı kendilerini.

Doğa aşığı kesilen bu çevrecileri,

Oksijen deposu Kazdağları etekleri talan edilirken..

zeytin ağaçlarının dibine asit dökülerek Edremit Körfezi beton yığınına dönüştürülürken..

Balıkesir'in en verimli Üçpınar ve Ayşebacı topraklarına çökülürken her nedense hiç göremezdik!

İş, ülke kaynaklarının toprak altından çıkarılarak ekonomiye kazandırılmasına gelince; "ağaç kesilmesin.." diye kopar yaygarayı, yarat anarşiyi..

Sevsinler sizin çevreciliğinizi hopdediksler...

O dönem Alman şirketlerinin fonladığı Asteriks, Oburiks, Büyüfiks, Hopdediksleri, bugün hangi mihraklar fonluyor olabilir!

Selametle...