Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nde uzun bir aradan sonra güzel şeyler olmaya başladı.

Mutlak butlan kararı sonrasında Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın'ın elinin önemli ölçüde rahatladığı görülüyor.

Daha önce de yazdığım gibi, sanki özgürlüğüne kavuşmuş, üzerindeki görünmez baskılardan kurtulmuş bir görüntü veriyor. Bu da kendisine daha cesur ve daha radikal adımlar atma imkânı sağlıyor.

Son dönemde belediyede yaşanan üst düzey görev değişiklikleri de bunun en somut göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Açıkçası, Ahmet Akın'dan şehir adına daha kararlı ve daha radikal kararlar bekliyorum.

Balıkesir'in etini, sütünü, kaymağını bilen; şehrin geleceğini değil, kendi geleceğini düşünenleri, belediyenin imkânlarını kişisel PR çalışmaları için kullananları ve küçük krallıklar kurma hevesinde olanları çevresinden uzaklaştıracağına inanıyorum.

Yerlerine ise işinin ehli, vizyon sahibi ve kalan görev süresinde Balıkesir'e değer katmayı hedefleyen isimleri A Takımı'na dahil edeceğini düşünüyorum.

Bunu neden söylüyorum?

Çünkü belediyede peş peşe üst düzey değişiklikler yaşanıyor ve bana göre bunun devamı da gelecek.

Ahmet Akın artık isim tercihleri konusunda hata yapmak istemiyor. Bu nedenle yoğurdu üfleyerek yediğini düşünüyorum.

Bunun en net örneklerinden biri de Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı görevine Koray Karabulut'un yeniden getirilmesi oldu.

Koray Bey, önceki dönemde bu işin ehli olduğunu zaten kanıtlamıştı.

Siyasi görüşü nedir bilmem. Açıkçası sağcı mı, solcu mu olduğu da beni ilgilendirmiyor.

Çünkü bir insan görevini iyi yapıyorsa, işini layıkıyla yerine getiriyorsa, benim gözümde vatanseverdir.

Koray Karabulut da hem yüksek mimar kimliğiyle hem de yıllardır bu alanda edindiği tecrübeyle bu göreve uygun bir isimdir. Bana göre görevden alınması zaten başlı başına bir hataydı.

Ahmet Akın'ın yerinde olsam Kent Tarihi ile ilgili elinden gelenin fazlasını yapmaya çalıştığına geçmişte tanıklık ettiğimiz Faruk Öncü'yü de eski görevine getirirdim.

Basın ve Halkla İlişkiler biriminde de yeniden yapılanma düşünülüyorsa, Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok.

Elinin altında Taner Korkmaz gibi hazır bir isim var. İşi eline ayağına dolaştırmaz, başkana da gereksiz yük oluşturmaz, kafasını ağrıtmaz.

Yeri gelmişken, partizanlık konusuna ilişkin bir anımı paylaşmak isterim.

Sabri Uğur döneminde belediyenin A Takımı'nda birçok aşırı sol görüşlü isim görev yapıyordu.

O dönem bazı AK Partililer, "Başkanım, şu müdür komünist. O adamı neden yanında tutuyorsunuz?" diye sitem ederdi.

Sabri Başkan'ın cevabı ise çok net olurdu:

"Adam kendisine verilen görevi iyi yapıyorsa bundan kim kazanacak? Önce şehir kazanacak, sonra belediye kazanacak, ardından da partimiz kazanacak."

Gerçekten de mesele buydu.

Görevde kaldığı süre boyunca kalıcı eserler bırakan Edip Uğur'da da, Yücel Yılmaz'da da aynı anlayışı gördük.

Partizanlık ikinci plandaydı, şehir ise her zaman ön plandaydı.

Hizmet talep edildiğinde; "Sen bizden değilsin" denilmezdi vatandaşa..

Ahmet Akın da sık sık "Bende particilik yok arkadaş" diyor ya... İşte o sözleri duyunca bu yaşanmışlık geldi aklıma.

Zaten bugün yaşadığımız birçok sorunun temelinde de "bizden olan, bizden olmayan" ayrımı yatmıyor mu?

Belediye kadrolarını işi bilmeyen insanlarla doldurmak, özel sektörde hiçbir sorumluluk verilmeyecek kişilere önemli makamlar teslim etmek bizi bu noktaya getirmedi mi?

Başkanlar halisane duygularla başladıkları görevlerde, bir süre sonra etrafını saran bu tür dalkavuklar yüzünden kıbleyi şaşırmıyor mu?

Yolsuzluk, rüşvet, imar rantları, otel odalarında basılmalar, ikinci eşlere rezidanslar hep bu sebeple yaşanmıyor mu?

Oysa mevki ve makamlar gelip geçicidir.

Bir gün mutlaka oturduğunuz koltuk altınızdan alınır.

Önemli olan, o koltuktan kalktıktan sonra nasıl hatırlanacağınızdır.

Emanete sahip çıkıp çıkmadığınız, görevinizi hakkıyla yapıp yapmadığınız ve elinizin temiz kalıp kalmadığıdır asıl mesele.

Günü kurtarmaya çalışırsanız, koltuk gittiğinde adınızı hatırlayan bile kalmaz.

Ülkemizin; vatan, millet, sakarya ve Atatürk söylemlerini sadece zor zamanlarda siper edenlere değil, görevini en iyi şekilde yapan vatan evlatlarına her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.

Ez cümle...

Mutlak butlan sonrasında Ahmet Akın'dan umutluyum.

Eğer yeniden "Balıkesir İttifakı" eksenine dönerse hem şehir kazanır hem de kendisi kazanır.

Aksi halde, belki CHP Genel Başkanlığı yolunda ilerleyebilir; ancak Balıkesir siyasi tarihine "bir varmış, bir yokmuş" isimlerden biri olarak geçme riskiyle karşı karşıya kalır.

Bir de dipnot düşeyim...

Biliyorsunuz, siyaset sahnesinde işler oldukça karmaşık.

Siyasette dün rakip olanların bugün aynı masada, hatta aynı safta buluşması daha sıklıkla yaşanır hale geldi.

Bugün "Bu bizden değil" diye karşı cephede gördüğünüz isimler hakkında ileri geri konuşurken biraz dikkatli olun derim.

Bir bakmışsınız, hakkında ağır sözler söylediğiniz insanlarla yan yana yürümek durumunda kalmışsınız. O zaman da hem mahcup olursunuz hem zor durumda kalırsınız.

Bırakın sert siyasi söylemleri ve karşılıklı polemikleri tepedekiler yapsın.

Siz hemşehrilik hukukunuzu koruyun, insan ilişkilerinizi zedelemeyin ve enerjinizi şehrimize değer katacak işlere harcayın.

Çünkü günün sonunda siyaset değişir, makamlar değişir, ittifaklar değişir; ama aynı şehirde yaşamaya devam ederiz.

Tabi birbirimizin yüzüne bakabilecek yüz kaldıysa da selamlaşırız!

Selametle.

#23Haziran #KendimeNotlar

#RamazanDemir #Balıkesir