Haritaya baktığınızda Balıkesir’in yeri insanı kıskandırır. Bir yanında İzmir, diğer yanında Bursa, biraz ileride İstanbul. İki denize kıyısı var, verimli toprakları var, turizmi var, tarımı var, sanayisi için uygun alanları var. Ama iş algıya gelince tablo değişiyor. Sanki Balıkesir, bu üç büyük şehrin arasında sıkışıp kalmış bir geçiş noktası gibi görülüyor.

İzmir denince akla ticaret, liman, yaşam kültürü geliyor. Bursa sanayiyle, İstanbul güç ve merkez olma haliyle anılıyor. Peki! Balıkesir neyle anılıyor. İşte asıl sorun burada başlıyor. Balıkesir’in çok şeyi var ama güçlü bir hikâyesi yok. Ya da daha doğrusu, anlatılan bir hikâyesi yok.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Balıkesir gerçekten sıkışıp mı kaldı?, yoksa kendi potansiyelini ortaya koymak için yeterince çaba mı göstermiyor. Cevap ikisinin ortasında bir yerde duruyor ama ikinci ihtimal daha ağır basıyor.

Balıkesir çoğu zaman komşu şehirlerin gölgesinde kalmayı kabullenmiş gibi davranıyor. İzmir büyürken seyrediyor, Bursa sanayisini geliştirirken izliyor, İstanbul çekim merkezi olurken yol üstü olmayı yeterli görüyor. Oysa Balıkesir sadece geçilen bir şehir olmak zorunda değil. Ama bunun için önce kendine ne olmak istediğini sorması gerekiyor.

Şehirlerin kaderini sadece coğrafya belirlemez. Vizyon belirler. Balıkesir’in sorunu kaynak eksikliği değil, yön eksikliği. Tarımda marka olabilecek ürünleri var ama markalaşma zayıf. Turizm potansiyeli yüksek ama dağınık ve plansız. Sanayi gelişebilir ama net bir strateji yok. Üniversite var ama çok hızlı büyüyemiyor. Hepsi var ama hiçbiri güçlü bir iddiaya dönüşemiyor.

Daha acı olanı ise şu: Balıkesir çoğu zaman başkaları için fırsat üretiyor. İstanbul’dan kaçan geliyor, İzmir’den arsa alan yatırım yapıyor, Bursa’dan sanayici depo kuruyor. Ama bu hareketliliğin merkezinde Balıkesir’in kendi aklı, kendi planı, kendi hedefi pek görünmüyor. Şehir büyüyor ama yönsüz büyüyor.

Peki! Balıkesir’in hiç mi çabası yok. Elbette var. Yerel yönetimler, kurumlar, iyi niyetli girişimler mevcut. Ama bu çabalar ortak bir vizyona dönüşmediği sürece etkisi sınırlı kalıyor. Parça parça işler yapılıyor ama büyük resim eksik. Oysa Balıkesir’in ihtiyacı olan şey, İzmir gibi olmak ya da Bursa’yı taklit etmek değil. Kendi kimliğini netleştirmek.

Balıkesir tarım şehri mi olacak, turizm şehri mi, sanayi mi, yoksa hepsini dengeli yürüten bir merkez mi. Bu sorunun cevabı netleşmeden atılan her adım günü kurtarır ama geleceği kurmaz. Ve zaman hızla geçiyor. Komşu şehirler yol alırken, Balıkesir beklerse gerçekten sıkışıp kalır.

Belki de Balıkesir’in en büyük sorunu şudur: Potansiyeline inanıyor ama potansiyelini savunmuyor. Oysa şehirler cesaretle büyür. Kendi iddiasını ortaya koyan şehirler kazanır. Balıkesir’in artık bir geçiş noktası değil, bir varış noktası olmayı istemesi gerekiyor.

Aksi halde sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Balıkesir sıkışıp kalmadı, sıkışmayı kabullendi.