Adına kanser denilen o amansız illet, Sinan’ı aramızdan kısa sayılabilecek bir zamanda aldı.
Belki de savaşmak istemedi… Belki de kalbi çoktan başka bir kavuşmanın özlemiyle doluydu.
Tez vakitte, yıllar önce elim bir kazada kaybettiği oğlu Recep Yusuf’a kavuşmak istiyordu.
Son aylarım hastane günleriyle geçerken birkaç kez o beni, bir iki kez de ben onu aradım.
Birbirimize moral vermeye çalıştık.
Ama sesinden yorgunluk akıyordu.
Sanki uzun bir yolculuğa hazırlanmış gibiydi.
Aynı hastalığa iki kez meydan okumuş biri olarak deneyimlerimi paylaşmak istedim.
“Diren” demek istedim.
“Bu savaş kazanılabilir” demek istedim.
Ama Sinan…
Sanki içten içe sona hazırlanmıştı.
Bir hafta kadar önce yine aradı.
Her zamanki o dostane, samimi sesiyle:
“Senin için yapabileceğim bir şey var mı?” diye sordu.
Hayatta en kıymetli cümlelerden biridir bu.
Ve şimdi o cümleyi kuran dostlardan birini daha kaybetmenin sızısı var yüreğimde.
★
Bu hastalığı iki kez bedenimden kovmuş biri olarak bugüne kadar kanserle mücadele eden çok insan gördüm.
Ne yazık ki birçoğu daha savaşa başlamadan teslim oldu.
Kanser kelimesi insanı ürkütür, doğrudur.
Ama pes ettiğiniz an ömür kısalır.
Formül aslında çok basit:
Önce kendinizi seveceksiniz.
Değerli olduğunuza inanacaksınız.
Yaşamak için savaşacaksınız.
Ben eskiden “ben” demeyi bencillik sayardım.
Şimdi tam tersini düşünüyorum.
Çünkü ben varsam, sevdiklerim var.
Ben varsam, dokunabileceğim insanlar var.
Ve tabii ki…
Tefekkür ve tevekkül.
Yani insan elinden geleni yapacak, sonra gerisini Allah’a bırakacak.
Ama bunu yaparken “kaplumbağa kanı iç” diyenlere değil; ilme, bilime ve hekime güvenecek.
★
Sinan kardeşimin vefat haberini aldığımda elbette çok üzüldüm.
Ama itiraf etmeliyim ki sürpriz değildi benim için.
Dediğim gibi…
Sanki biraz pes etmiş gibiydi.
Genç sayılırdı.
Ben onun yaşlarındayken kanserin babasına meydan okumuştum.
Ama ne diyelim…
Takdiri ilahi.
Bu geçici dünyadaki ömrü bu kadarmış.
★
Sinan yalnızca iyi bir esnaf değildi.
O, Balıkesir’in lezzet hafızasında yer etmiş bir isimdi.
Kurucusu olduğu Mega Yıldız Lokantası ile sadece bir işletme kurmadı;
Bir sofra kültürü oluşturdu.
Şehrin ekonomisine katkı sağladı.
Birçok insana ekmek kapısı oldu.
Yetiştirdiği ustalarla Balıkesir mutfağının devamlılığına katkı verdi.
Ama hepsinden önemlisi…
Balıkesir’in adını lezzetle duyurdu.
Sanatçı Tarkan'a, konser için gittiği şehirlerde sofraya oturduğunda
“Balıkesir gibi lezzetli değil” dedirtebilen bir mutfağın temsilcisiydi Sinan.
Şehrine ödüller kazandırdı.
Balıkesir gastronomisini tanıttı.
Bu şehrin kültürel ve sosyal hayatına iz bıraktı.
Kısacası o, yaptığı işin hakkını verenlerdendi.
“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” sözü vardır ya…
İşte Sinan kardeşimiz bu sözün yaşayan karşılığıydı.
★
Onu tanıyan herkes için yeri ayrıydı.
Bir esnaf…
Bir dost…
Bir ağabey…
Bir lezzet ustası…
Eksikliği bu şehirde hissedilecek.
Ama inanıyorum ki bugün, 16 yıl önce elim bir kazada kaybettiği kıymetlisine kavuştu.
Belki de o yüzden bu yolculuğa bu kadar hazırdı.
Rabbim Sinan’ımızı da, Yusuf’unu da rahmetiyle kuşatsın.
Mekânları cennet olsun.
Ve bizlere de arkalarında bıraktıkları güzel hatıraları yaşatmak nasip olsun… 🤲
