Türkiye’de belediyecilik tartışmalarında sık sık karşımıza çıkan bir kavram var: Başkan vekili.
Kavram sık kullanılıyor ama içi çoğu zaman yanlış dolduruluyor.
Önce şu gerçeği netleştirmek gerekiyor.
Büyükşehir belediyelerinde sürekli, kalıcı ya da rutin bir başkan vekilliği makamı yoktur. Belediye başkanının yanında her an hazır bekleyen, ikinci bir başkan gibi konumlanan bir görev tanımı mevzuatta yer almaz.
Başkan vekilliği ancak zorunlu hallerde gündeme gelir. Belediye başkanının görevden uzaklaştırılması, tutuklanması, vefatı, istifası ya da uzun süre görevini fiilen yapamayacak duruma gelmesi bu hallerin başında gelir. Böyle bir durumda belediye meclisi devreye girer ve kendi üyeleri arasından geçici bir başkan vekili seçer. Bu bir tercih değil, idarenin devamlılığı açısından bir mecburiyettir.
Altı özellikle çizilmesi gereken nokta şudur:
Başkan vekilliği geçicidir. Belediye başkanı görevine döndüğü anda ya da yeni bir başkan seçildiği anda başkan vekilliği kendiliğinden sona erer. Ne uzatılabilir ne de kalıcı hale getirilebilir. Bunun için ayrıca bir karar alınmasına da gerek yoktur.
Peki, kamuoyunda neden sürekli bir başkan vekili varmış gibi bir algı oluşuyor?
Çünkü başkan vekili göreve başladığı anda belediye başkanının tüm yetkilerini kullanır. Makam odasına oturur, imza atar, protokolde belediye başkanı sıfatıyla yer alır. Dışarıdan bakıldığında bu durum bir ikinci başkan izlenimi yaratır.
Oysa bu bir yanılsamadır.
Makam odası kişisel değildir. Yetki şahsa değil göreve aittir. Başkan vekili, adı üzerinde vekildir; emaneti taşır. Bu nedenle “başkan vekili makamı” ya da “başkan vekili odası” gibi ifadeler hukuki bir statüyü değil, fiili bir durumu anlatır. O makam, o yetki ve o imkânlar yalnızca vekâlet süresi boyunca kullanılır. Süre bittiğinde her şey asıl yerine döner.
Belediyecilikte önemli olan koltuklar değil, sistemdir.
Sistem son derece açıktır: Seçilmiş bir başkan vardır. O başkan yoksa geçici olarak bir vekil vardır. Süreklilik seçilmişliktedir, vekâlette değil.
Tartışmaları da bu netlik üzerinden yapmak gerekir.
Aksi halde hukuki temeli olmayan beklentiler ve siyasi karşılığı olmayan tartışmalar üretiriz.
Belediyecilik dedikoduya değil, mevzuata bakılarak konuşulmalıdır.
Balıkesirli belediyeden ne bekliyor?

Aslında beklenti çok karmaşık değil. Büyük projelerden, süslü vizyon cümlelerinden önce daha temel bir talep var: Görünür, ulaşılabilir ve işini yapan bir belediye.
Balıkesirli önce günlük hayatına dokunulmasını istiyor.
Bozuk yolların onarılmasını, altyapı kazılarının aylarca sürmemesini, yağmur yağdığında aynı sokakların yeniden göle dönmemesini bekliyor. Temizlik düzenli olsun, parklar bakımlı kalsın, sokak lambası yanmıyorsa günlerce şikâyet etmek zorunda kalmasın.
Ulaşım Balıkesirlinin en net beklenti başlıklarından biri.
Toplu taşıma saatlerine uyan, ilçelerle merkez arasındaki bağı koparmayan bir sistem talep ediliyor. Trafik sabah ayrı, akşam ayrı bir sorun olmasın isteniyor.
Balıkesirli şeffaflık istiyor.
Belediyenin ne yaptığını, parasını nereye harcadığını, hangi kararın neden alındığını bilmek istiyor. Kapalı kapılar ardında değil, açık ve anlaşılır bir yönetim bekliyor.
En önemlisi de adalet duygusu.
İşe alımda, hizmette, kaynak kullanımında kimseye ayrıcalık tanınmadığını görmek istiyor. Mahalleler arasında, ilçeler arasında üvey evlat muamelesi olmasın diyor.
Balıkesirli için belediye başkanı ya da yöneticiler uzakta, ulaşılmaz figürler değil.
Sahada olan, esnafın halini bilen, köylünün derdini dinleyen, eleştiriden kaçmayan bir yönetim tarzı bekleniyor.
Özetle Balıkesirli mucize istemiyor.
İşleyen bir sistem, adil bir yönetim ve gündelik hayatı kolaylaştıran belediyecilik istiyor. Büyük laflardan çok, somut sonuçlar görmek istiyor.
GÜNÜN SÖZÜ
İnsanları kandırmak, kandırıldığına inandırmaktan daha kolaydır. Oscar Wilde