Neden elimizdekilerin değerini bilmek varken, hemen yanı başımızda, gözümüzün önünde iken farkına varamadığımız, kıymetini bilemediğimiz nice insan, ölünce değerli olur?

Aklıma onlarca isim geliyor böyle… Düşün sen de. Kimbilir hangi arkadaşını, dostunu hatırlayacaksın? Aklına geldikçe isimler tek tek; “Ulen, çok haksızlık etmişiz!” diyeceksin. İş işten çoktan geçmiş olacak tabi… Sen sadece kendi kendini avutacak, çevrendekileri kandıracaksın.

Veyahut şöyle diyelim: O, sen, ben, bizler polyannacılık oynamaya devam edeceğiz. Birimiz de çıkıp, “Hop, durun bir dakika arkadaşlar. Kendimizden başka kimi kandırıyoruz ki?” demeyecek! Dolayısıyla titreyip kendine gelen, pardon, insanlığını anımsayan olmayacak. Dün böyleydi, bugün de değişen bir şey yok. Nedense hep böyle oluyor.

Yaşarken adından iki kelam edilmeyen, anılmayan, konuşulmayan; hastalanıp elden ayaktan çekildiğinde bile merak edilmeyen nice isim için, ölümünden sonra bir anda değerli olur!

İyi insandı”, “Güzel adamdı”, “Her yerde iz bıraktı” nutukları havada uçuşur. Hele ölen kişi bir de belediye başkanı, vali, milletvekili veya zengin bir insansa… Bırakın mangalda kül bırakmayı, külde en küçük toz bırakmazlar; adından söz edilirken “Heykelini dikelim”e kadar getirirler işi.

Sağlığında hiç dönüp bakılmadığı gibi, atılmadık çamur —pardon, iftira— bırakılmayan bir isim, öldüğünde bir anda baş tacı edilir.

Yaşarken desene be kardeşim:
Hop, dur bakalım orada! Sınırı ve haddi aşma! Sen bu kişiye şöyle böyle diyerek iftira atıyorsun. Ben onu iyi tanırım. Dediklerini asla yapmaz, yaptıramazsın. Hem o attığın çamur var ya… sadece senin elini kirletir.

Ama sen, ben bunu demeyi başaramıyoruz. Üstüne üstlük, atılan iftira veya iddia karşısında; “Yapma yahu, öyle miymiş? Vay adi…” gibi yorumları eklemeyi marifet ve insanlık sanıyoruz.

Neden böyleyiz ki biz? Neden… Neden… Neden…

Sorsa biri “Nesin sen?” diye, “İnsanız” deriz de, insanlık nedir, onu bilmeyiz.

Varlığın kıymetini anlamak için illâ yokluğu tatmak mı gerekiyor!

Bir insanın değeri, ölmeden, daha doğrusu öldürmeden anlaşılamaz mı acep?

Ne diyor ölümsüz türkülerinden birinde büyük usta Neşet Ertaş:

“Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyo…
Hiç bir tabip bu yarama merhem olmuyo…
Boynu bükük bir garibim, yüzüm gülmüyo…
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen?”

Sahi… eşin, dostun, arkadaşın gıybet sofralarına meze yapılırken iken neredeydin sen?

Yoksa kardeş etiyle mi besleniyordun!

Selametle.