Açılım süreci iktidar ortakları arasında da zaman zaman soğuk rüzgarlar estiriyor.
Hatta partilerin kendi içlerinde dahi rahatsızlıklar var.
Keza zaten toplumun büyük çoğunluğu olup biten ve adına açılım denen süreçteki tuhaflıkları, tabiri caizse kaldıramıyor, vicdanına sığdıramıyor.
Kimsenin terörsüz Türkiye’ye, barışa, silahların bırakılmasına bir diyeceği yok, diyemez de.
Ama..
Teröristbaşına kurucu önder demekten, 1999’dan bu yana cezaevinde bulunan bir mahkumun nasıl böylesine etkili gücü olabilecekse kendisine heyet gitmesine, teröristbaşı için Meclis’e gelip konuşmasını isteyebilmeye, umut hakkına açık kapıdan tutun, teröristbaşı için düzenlenecek mitinge gösterilen hoşgörüye ve söylemlere kadar açılımın iyice saçıldığı bir tablo var karşımızda ki vatandaşın karşı çıktığı kısımlar bunlar.
Hele hele süreçte şehit, gazi, yakınları, gözü yaşlı aileleri, terör mağdurları, çocuklarının seslerinin hiç kaale alınmamasına da ayrı bir parantez açmak gerekir ki temel nokta da şu:
Terör örgütüne güvenilir mi?..
Devlet, geleceği inşa ederken geçmişin suçlularını pazarlık yoluyla affedebilir mi?..
Barışta toplumsal mutabakat var da terör mensuplarına af konusunda toplumsal mutabakat var mı?
Türkiye Cumhuriyeti devleti her yönüyle güçlü bir devlet olduğuna göre sade bir vatandaşın gözünde olup biten gerçekten açılım mı fazlaca saçılım mı?..
Apo’nun adı bile anılmıyor İmralı deniyor ya nicedir. İsim unutturma gayreti mi, tepki azaltma manevrası mı, bir çeşit isme başka anlamlar yükleme çabası mı?
Ne İmralı’sı?
Şimdi apo’ya destek mitingi yapılacakmış da, bir siyasi lider miting hakkında inanılmaz derecede hoşgörülü söylemler etti ya…
Ama emekli, maaşını; öğrenci yurtları protesto ettiği zaman aynı lider hiç de hoşgörülü konuşmuyor, nasıl yaklaşım bu?
Lakin asıl sorun şu: Terör örgütünün başındakilerin veya DEM Parti’nin akılları durduran isteklerinin inanılmazlığı.
Nasıl talepler, hatırlayalım:
Umut hakkı yasası çıksın, Öcalan herkesle görüşsün, hatta tüm PKK’lılar ile birlikte o da tahliye edilsin.
Öcalan’a siyasi hakları verilsin.
Türk askeri doğu ve güneydoğudan çekilsin.
Trafik işaretleri Kürtçe olsun, okullarda belediyelerde Kürtçe eğitim ve hizmet olsun.
Mahkemeler, camilerde hep Kürtçe olsun.
Koruculuk lağvedilsin, silahları toplansın.
Kayyım atanmasın.
Dahası var, yerimiz kalmadı…
Aklın bittiği yerdir bu istekler.
Bu isteklerin açılım ve barış süreci ile ilgisi olmadığı açıktır. Türkiye’de yaşayan ve vatandaşlık bağı ile bu ülkeye bağlı olan her birey eşittir. Kürtler de eşittir, her mesleği yapabilmekte, her faaliyette bulunabilmekteler ve hiçbir ayrım da uygulanmamaktadır. Varsa sınırlı veya lokal sorunlar, bunların giderilmesi de elbette demokratikleşme ve insan hakları sayesinde olabilir, terör dilinin istemleri ile değil.
O nedenle…
Dünyada terör belasından en çok gözyaşı döken bir ülkenin açılım süreci yürütülürken karşısındaki muhataplarının bu kadar akıl, mantık ve gerçeklik boyutundan çıkıp inanılmaz istekler bulunup bir de üzerine “Türkiye kaybeder” tehditleri savurmalarının gerçekten kabul edilebilir bir tarafı yoktur.
O yüzden sokaktaki sade vatandaş da korkmaktadır: Açılım iyice saçılım mı oldu diye!
AÇILIM SAÇILIM..
Av. M. Alp KAAN
Yorumlar