Bugün polis arkadaş aradı.
Bir isim söyledi, “Gazeteciler Cemiyeti üyesi mi?” diye sordu.
Cumhuriyet Savcılığı bilgi istemiş.
İsim yabancı.
Şehrimizde gazetecilik yaptığını söylüyormuş ama ben tanımıyorum!
Anlaşılan o ki mesele yine tehdit, şantaj ve gazetecilik kisvesi altında dolaşan tiplerden biri…
Polis arkadaşla biraz lafladık, 'gazeteciyim' diye geçinen tiplerden bizden daha fazla dertli olduğunu anladım.
★
Ne yazık ki bu ülkede ve özellikle yerelde, gazeteciliği çıkar aracı olarak kullanan pespayeler hızla çoğaldı.
Yerel yönetimlerin, “aman bulaşmayalım” refleksiyle verdiği zımni destekler de bu tipleri daha da cesaretlendirdi.
Gazeteciliği sorsanız ne anlama geldiğini bilmezler.
Ama piyasada “biz gazeteciyiz” diyerek racon keserler.
Belediye başkanlarına ayar vermeye kalkarlar.
Basın müdürlerini tehdit ederler.
Kamu kurum ve kuruluşlarının müdürlerine kafa tutarlar.
★
Geçen gün bir kurum müdürü aradı.
Bir kişi, kendini “Gazeteciler Cemiyeti Başkanıyım” diye tanıtıp, müdür yardımcılarından birini aramış.
İhaleyle ilgili sorular sormuş.
Sonra da şu cümleyi kurmuş:
“Sana bir gün müsaade veriyorum… Yoksa yazarım, çizerim, rezil ederim sizi...”
Müdür de haliyle beni arıyor:
“Hayırdır birader?” diye hesap soruyor!
★
Bir savcıyla aramızda geçen sohbeti de burada not düşeyim.
Gazeteci geçinen biri ifadeye gelmiş.
Savcıya dönüp demiş ki:
“Senin nasıl cübben varsa, gazetecilik de benim cübbem… kalkanım.”
İşte mesele tam da burada.
Gazetecilik cübbe değildir.
Gazetecilik kalkan hiç değildir.
Gazetecilik hak ve hakikat savunucusu, kimsesizlerin sesidir.
★
Eskiden bu tür vakalarla çok ender karşılaşırdık.
Bugün ise normalleşti.
O kadar normalleşti ki, gazeteciliğin itibarı da yerle bir oldu.
Artık kim gazeteci, kim değil ayırt etmek isteyen de yok.
Oysa gerçekten bir dert olsaydı;
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın kayıtları,
ciddi ve köklü meslek kuruluşları dikkate alınırdı.
Ama "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" denilerek kolay olan tercih ediliyor:
Korkmak.
Susmak.
Ve kamu kaynaklarından “aman bize dokunmasınlar” diye ödeme yapmak.
★
Biz evimizin önünü temizlemek istiyoruz.
Ama bizim çöpe attıklarımıza da “gazeteci” muamelesi yapılması,
onlardan ürkülmesi,
üstüne bir de kamunun parasıyla beslenmeleri insanın zoruna gidiyor.
Gazetecilik;
tehdit değildir,
şantaj değildir,
çıkar kapısı hiç değildir.
Bu mesleği kalkan yapanlar,
aslında gazeteciliğin en büyük düşmanlarıdır.
★
Ve şunu açıkça söylemek gerekir:
Bu pespayelere göz yumanlar, cesaret verenler, dolaylı ya da doğrudan destek olanlar da bu ülkeyi sevmiyor demektir. Bulundukları makamları asla hak etmiyorlardır. Çünkü devlet ciddiyeti; şantajdan korkarak, tehditkârlara alan açarak korunmaz.
O yüzden her alanda olduğu gibi burada da liyakat hayati önemdedir.
Liyakat olmazsa; meslekler kirlenir, kurumlar zayıflar, kamu düzeni örselenir.
Liyakat olmazsa; gazetecilik de, bürokrasi de, siyaset de itibarsızlaşır.
Bu ülkenin ihtiyacı; kalkan gibi kullanılan unvanlar değil,
işini hakkıyla yapan, cesur, ahlaklı ve liyakatli insanlardır.
Selâmetle..