Bu sene biraz uzun süren hastane günlerimde, bedenimle birlikte zihnimi de yenileme fırsatı buldum.

Buna vesile olan bilgi hazinelerinden biri de, dostluğu kadar güler yüzüyle de güven veren Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit hocamın getirdiği kitaptı.

Balıkesir’in kültür hazinesine kazandırdığı her eser paha biçilemez olan hocam, Tolstoy’un “İnsan Ne ile Yaşar?” kitabını elime tutuşturdu.

Kitaptaki üç hikâyeden “İnsana Ne Kadar Toprak Lazım?” adlı öyküyü bir solukta okudum.

Bana inanılmaz bir tazelenme hissi verdi.

Tolstoy bu hikâyede insanın hırsını ve doyumsuzluğunu öyle derin bir eleştiriyle işliyor ki, sanki çoğumuzun gerçek hayatını anlatıyor.

Başkahraman Pahom, sahip olduğu toprakla yetinmeyen, her zaman daha fazlasını isteyen biri.

Daha çok toprağı olursa mutlu olacağını sanıyor.

Zamanla köyden köye, daha geniş arazilere geçiyor; ama ne kadar çok toprak kazanırsa huzuru o kadar azalıyor.

Bir gün Başkurtlardan çok cazip bir teklif geliyor:

Gün doğumundan gün batımına kadar yürüyerek çevrelediği bütün toprak, sadece 100 rubleye onun olacak.

Tek şart: Gün batmadan başladığı noktaya geri dönebilmek.

Pahom buna çok sevinirken, hırsına yenik düştüğünün farkında değildi.

Daha fazla, daha fazla toprak peşinde sınırları zorluyor.

Adımları uzadıkça nefesi kısalıyor.

Güneş batarken bitkin düşmüş, kan ter içinde, son anda noktaya varıyor ama yere yığılıyor ve son nefesini veriyor.

O sırada Başkurt reisi şöyle haykırıyor:

Vay be, ne hoş adam! Ne kadar çok toprak kazandı!”

Sonra onun için sığabileceği kadar bir çukur kazılıyor ve oraya gömülüyor.

Sınırsız topraklara sahip olmak isteyen Pahom’un ihtiyacı olan toprak, topu topu iki metre uzunluğunda bir mezarlıkmış…

Pahom sıradan bir köylüydü aslında.

Eşi ve çocuklarıyla birlikte kendi topraklarında kimseye muhtaç olmadan yaşıyordu aslında.

Şehirdeki kardeşi ailesiyle birlikte köye geldiklerinde; “şehir stresinden uzak, ne güzel hayatınız var” diyerek imreniyordu!

Gelgelelim bizim Pahom sahip olduklarıyla yetinemiyor, biraz daha toprağı olursa huzura ereceğini sanıyordu.

Oysa her yeni kazanım onu mutluluğa değil, daha büyük bir hırsın esaretine sürüklüyordu.

Bu size de tanıdık gelmiyor mu?

Kimbilir kaç Pahom var çevrenizde!

Bugün de aynı yanılgının içindeyiz.

Daha büyük ev, daha yüksek makam, daha çok para…

Biraz daha” dediğimiz her şey, hayatımızdan biraz daha huzur çalıyor.

Yetinmeyi unuttuk.

Bize hep şunu öğrettiler:

Daha fazlası daha iyidir.

Pahom’a sunulan teklif aslında bir ayna:

Güneş doğarken yola çık, batana kadar aldığın her yer senin.

Ne büyük fırsat!
Ama aynı zamanda ne büyük tuzak…

Pahom’un adımları uzadıkça nefesi kısaldı.

Toprağı genişlerken ömrü daraldı.

Gün batımına yetişti ama hayata yetişemedi.

Kazandığı tek şey, mezarı kadar topraktı.

Bu hikâye bize şunu hatırlatıyor:
İnsanı asıl yoran çalışmak değil,
doymak bilmeyen arzularıdır.

Belki de asıl soru şu;
Daha fazlasına mı ihtiyacımız var, yoksa daha azıyla mutlu olmayı mı öğrenmeliyiz?

Çünkü sonunda hepimize yetecek kadar toprak var.

O da yalnızca bir mezarlık kadar.

Ve o mezarlıklar,

daha çok, daha büyük, daha güçlü” diye diye

ömür tüketen nice Pahomlarla dolu.

Başçeşme’ye gidin, bakın…

Bu şehirde, bu ülkede,

hayattayken ağa olmak isteyen

ama toprağın altında eşitlenen

nice Pahom göreceksiniz.

Mezar taşlarında ne tapular yazar,

ne unvanlar,

ne makamlar…

Sadece bir tarih,

bir isim

ve koca bir gecikmiş pişmanlık kalır.

Tolstoy’un yüzyıllar önce sorduğu soru hâlâ cevabını arıyor:

İnsana ne kadar toprak lazım?

Cevap çok basit aslında:

İnsanı tüketen şey azlık değil, doymazlıktır.

Ve sonunda hepimiz,

uğruna birbirimizi yediğimiz topraklardan

yalnızca iki metrelik bir pay alırız.

Gerisi,

boşa geçen bir ömür

Beni gerçek hayatla bir kez daha yüzleştiren bu kitap için Mehmet Bayyiğit hocama bir kez daha teşekkür ediyor, her birinize sağlık, afiyet ve iç huzuru diliyorum.

mehmet_bayyigit

Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit

Selametle…

#26Ocak #RamazanDemir #KendimeNotlar #Balıkesir