Eylül ayı…

Biten bir yazın ardından sonbaharın başlangıcı…

Yılın bu zamanları bana “yeni bir başlangıca” adım atma isteği uyandırır.

Her gün yeni bir başlangıç oysa…

Her gün yeni bir yolculuk…

Yine de belirli anlar vardır ki…

İnsanı yeni bir sayfa açmaya,

Hayata farklı gözlerle bakmaya,

Geçmişin olumsuz izlerini silmeye,

Ve yeniden başlamaya teşvik eder.

Eylül, benim için hep “yeni başlangıçların zamanı” olmuştur.

Yaz biter evine dönersin…

İznin biter işine dönersin…

Tatil biter okuluna dönersin…

Doğanın bile kendini dönüştürdüğü bu zaman diliminde ben de kendi içimdeki dönüşümü yaşıyorum.

Kendimle içsel hesaplaşmalar yapıyorum.

Hatalarımı düşünüyorum.

Keşke” lerimi bir yana koyuyorum, “iyi ki” lerimi diğer yana…

Sorularım” oluyor, “cevaplarım” yetersiz kalıyor…

Öğrendiklerimi “tecrübe”, öğreneceklerimi “yolculuğum” olarak görüyorum.

İyisiyle kötüsüyle,

Acısıyla sevinciyle,

Kayıplarıyla kazançlarıyla,

Yaşadığım her bir olayı, yürüdüğüm hayat yolunun taşları olarak diziyorum.

O yolda attığım her adımı da yeni bir öğrenme fırsatı olarak kabul ediyorum.

Gerçi…

Teknolojinin,

Algoritmaların,

Yapay zekaların geliştiği bu dünyada,

Hayatınızın kontrolünü bir nebze de olsa elinizde tutmak istiyorsanız benim gibi “yürümek” yerine “koşmalı”, hatta çok hızlı koşmalısınız.

Benim içinse koşmak artık zor…

Değişime ayak uydurmak zor.

Bir şeylerden vazgeçmek zor.

Ellili yaşlara geldiğinizde “yaşadık gitti” kafasında oluyorsunuz.

Her şeye rağmen “eylül”, benim için yeni başlangıçların zamanı…

Hani diyor ya Turgut Uyar;

Her şeyden biraz kalır…

kavanozda biraz kahve,

kutuda biraz ekmek,

insanda biraz acı…”

Umut da kalıyor bir yerlerde…

İşte…

Yeni baştan başlamak için eylül, o “umuda” tutunmanın zamanı…